eng

Tecrübeli insanları çok dikkatli bir şekilde dinleyin, sonra ne biliyorsanız onu yapın! << Geri Dön

Riskli bir yazı olacak bu! Başlığın uzunluğundan tutun, içeriğine kadar hatalarla dolu bir yazı olacak bu belki de…
 
Bugün patronlarım hak vermeyecek bu yazdıklarıma, yarın çalışanlarım “biz sizi nasıl dinleyelim Jem Bey! Zamanında böyle bir yazı yazmıştınız, biz kendimiz ne biliyorsak onu yapmak istiyoruz. Siz de öyle yapmadınız mı zamanında?” diye sorgulayacaklar beni.
 
Vaz mı geçsem bu yazıdan acaba? Düz bir reklamcılık ya da sosyal medya yazısı yazayım bitsin bu iş!
 
Huyum kurusun! Taktım bir kere, yazmaya karar verdim bu konu hakkında… Başlıyorum… Hakkınızı helal edin! 
 
Hata yapmak ilk üniversite zamanlarımdan beri çok havalı göründü gözüme hep –çocukluk ya da lise zamanlarında asla değil-  Hata yapmak üzere o kadar çok söz söylenmiş ki… “Hiçbir zaman hata yapmamış olan, hiçbir zaman yeni bir şey denememiştir” demiş Einstein mesela. Ghandi “eğer hata yapma özgürlüğünü de kapsamıyorsa, özgür olmanın bir anlamı yoktur” buyurmuş. Churchill başarıya ulaşmanın yolunun, başarısızlıktan geçtiğini birkaç sözünde dile getirmiş. Beckett, yenilirsek bir dahaki sefer daha da iyi yenilmemizi öğütlemiş, sonra daha da iyi, sonra daha da iyiden de iyi, sonra daha da iyiden de iyiden de iyi…
 
Kaybedenleri motive etmek için de bu sözler gerek konuşmalarda gerek yazışmalarda paylaşılmış durmuş. İnsanlar hata yaptıkça bu sözlerle morallenmiş ve bir dahaki sefer daha iyisini yapacağına inanmış, inandırılmış…
 
Şarkı sözleri için de aynı şey geçerli! Çok sevdiğim bir yol şarkısıdır Sufjan Stevens’tan Chicago! Sözleri nasıl başlar tahmin edin! “Çok fazla hata yaptım, çok fazla hata yaptım” diye girer söze arkadaş… Biz de duygulanırız. “Ben de çok hata yaptım be” deriz kendi kendimize. “Hatalarımla, yanlışlarımla öyle ya da böyle bugünlere geldim işte” diye triplere gireriz.
 
Triplere girmesine gireriz de haklıdır aslında o tripler…  Bizi biz yapan doğrularımızdan çok hatalarımızdır çünkü. Şimdi “öldürmeyen güçlendirir” deyip Nietzsche arabeskine girmeyeyim diyorum ama adam da yanlış söylememiş ki…
 
Hata yapma konusuna gelince, muhtemelen bu yazıyı okuyan herkes gibi –umarım annem dışında da okuyan birileri vardır-  benim de çok fazla hatam oldu. O hataların bazılarından ders aldım, bazen de tekrar tekrar aynı hatadan yaptım. –Einstein’a selamlar-
 
İnatçıyım… İyi bir özellik gibi görünmese de bence herkesin biraz olsun sahip olması gereken bir özellik ‘inatçılık’. Bildiğimizi okumalıyız. Daha da ileri gidiyorum… Dik kafalı olmalıyız! İnatçılığımız yüzünden yaptığımız hatayı da tek başımıza sahiplenmeliyiz. Hatalarımızı kimseyle paylaşmamalıyız ki, doğrularımız ve başarılarımıza da önüne gelen ortak olamasın.
 
Kısacası; hata benim hatam olacaksa, başarı da benim başarım olmalı!
 
Hayatta başarısız olmaktan daha kötüsü, başarıya ulaştıktan sonra tipin tekinin çıkıp “bak dediğimi yapmasaydın hayatın kaymıştı” demesi…
 
Elbette etraftaki başarılı insanları gözlemlemek gerek, başarı hikayeleri okumak, izlemek vs. gerek. Ama sonunda da bildiğini okumak gerek. Kaybetme, kovulma, başarısız olma korkusu diye bir şeyin var olduğunu dahi unutup ‘bodozlama saçmalamak’ gerek…
 
Bunun riskli bir yazı olacağını söylemiştim. ‘Bodozlama saçmalamak’ yazarken ne demek istediğimi açıklayayım isterseniz…
 
Her konu hakkında kendimize ait doğru/yanlış fikirlerimiz olmalı. -Daha önce milyonlarca defa konuşulmuş fikirleri ilk defa kendimiz bulmuş gibi paylaşmamalıyız- Bu doğru/yanlış fikirleri de her fırsatta dile getirmeliyiz, bu fikirlerin sadece bir tanesi bile iş yapsa belki de sonsuza dek hayatımız bile kurtulabilir.
 
Çekingen olmamalıyız. Ünvanımız ‘stajyer’ dahi olsa konuşmalıyız, düşüncelerimizi paylaşmalıyız. Unutmamalıyız ki, hepimiz bu dünyadan gelip geçecek olan insancıklarız.
 
‘CEO’, ‘Vice President’  gibi ünvanlar bizi korkutmamalı. Bugün onları kızdırsak bile yakın bir gelecekte ne onlar ne de biz bu dünyada olacağız. O yüzden rahat olmalıyız. Başkaldırmayı bilirsek, susmazsak, çekinmezsek, en kötü durumlarda bile dik durursak, psikolojik olarak ezilmeye çalışıldığımız anlarda bile karşımızdakinin gözünün içine korkusuzca bakabilirsek inanın uzun vadede kazanan biz oluruz. Hayatta en inandığım sözlerdendir. Sanırım II. Dünya Savaşı sırasında toplama kampında bulunan bir Yahudi söylemiş bunu: “Hayatta size her türlü kötülüğü yapabilirler, elinizden her şeyi alabilirler… Ancak bir şey var ki asla ama asla elinizden alamazlar. O da ‘tepki’dir.”
 
Kötü olaylara verdiğimiz tepkiler çizer hayat yönümüzü. Boşuna dememişler “hayatın %10’u başımıza gelenler, %90’u başımıza gelenlere verdiğimiz tepkilerdir” diye…
 
Dönelim asıl konuya, dönelim riskli yazının riskli sonuç kısmına!
 
Etrafımızda tecrübeli insanlar bulundurmak önemlidir. Zaman dışında hiçbir güç vermez size ‘tecrübeli’ özelliğini. Onları dinlemek önemlidir, vardır mutlaka bildikleri ama unutmayın ki, onların bu kadar çok şey bilmesi yaptıkları doğrulardan çok hatalardan dolayıdır. O yüzden bence bildiğimizi okumaya ve hata yapmaya devam etmeliyiz. Gün gelir yanlışlıkla öyle bir doğru yaparız ki, yaptığımız tüm yanlışlar unutuluverir bir anda…
 
Cem Arıdağ 
 
P.S. Bu yazıda; ‘bir musibet, bin nasihatten iyidir’i anlatmaya çalıştığımı iddia edip, bu yazıyı ucuzlatmayın lütfen. Bu yazı o laftan çok daha derin ve çok daha fazla hatayla dolu…  ”Hatasız kul olmaz” sonuçta öyle değil mi?