eng

Ünite İletişim Yaratıcı Stratejiler Başkanı Ercüment Şener’den Abu Dabi izlenimleri << Geri Dön

Başarılı bir şekilde giriş yaptınız Ip Adresiniz :89.145.187.62 Anasayfa Popup Ayarları Tek/Static Sayfalar Slider İş Disiplinlerimiz Uzmanlık Alanları Başarı Hikayeleri Müşterilerimiz Blog Ayarlar Ana Sayfa Slider Şifremi Unuttum Çıkış Yap Blog Düzenle Name : Ünite İletişim Yaratıcı Stratejiler Başkanı Ercüment Şener’den Abu Dabi izlenimleri Kısa Özet(1-2 cümle, tanıtım) : Ünite İletişim Yaratıcı Stratejiler Başkanı Ercüment Şener’in Hürriyet Seyahat için Deniz İnceoğlu’na verdiği röportajın tamamı Ünite İletişim Blog’unda… Text : Kaynak BiçemBiçimYazı TürüBoyut

Ünite İletişim Yaratıcı Stratejiler Başkanı Ercüment Şener’in Hürriyet Seyahat için Deniz İnceoğlu’na verdiği röportajın tamamı Ünite İletişim Blog’unda… 
 
Seyahat dendiği zaman aklınıza ne ya da hangi kelimeler geliyor?
 
Seyahat dendiği zaman aklıma gelen ilk kelime “keşfetmek”. İflah olmaz bir kaşif, risk alma iştahı hiç tükenmeyen bir maceracı olarak tanımlayabilirim kendimi. Küçükken astronot olmayı hayal etmem bundan kaynaklanıyor olsa gerek. Hayalperestlikle gerçekçilik arasındaki geniş bir coğrafya, benim oyun alanım. Yaşım ilerledikçe, bu keşfetme arzusu, hobilerle birleşiyor ve bu kez kişi özel bir alana odaklanıyor. Bu, benim özelimde gastronomi ve içki, özellikle de şarap kültürü. Başucu kitaplarımın ilk sırasında, “Ölmeden Önce Denemeniz Gereken 1000 Şarap” var örneğin. Her birini üzümün yetiştiği ve şişelendiği bağında seyahat ederek denemenin planlarını yaparak uykuya dalıyorum genellikle. Sanıyorum burada da toprak ve doğanın mucizeleri asıl beni cezbeden.
Geçmişe dönüp baktığınızda ailenizle ya da bireysel olarak yaptığınız ilk seyahat nereyeydi ve sizde nasıl izler bıraktı?
 
Babam işi gereği çok seyahat eder, her imkan olduğunda Türkiye’nin en ücra köşelerine mutlaka tüm aileyi de götürürdü. Hatırlayabildiğim ilk seyahatlerden birisi 4-5 yaşlarındayken Antalya Damlataş Mağarası’na ailece yaptığımız bir ziyaret. Hayal meyal de olsa, kendimi Kristof Kolomb gibi hissettiğimi, bu hislerimi de bir şiire dökmeye çalıştığımı hatırlıyorum. İlk yurtdışı seyahatimi ise babamın verdiği görevle İtalya’ya 1988 yılında yapmıştım. Henüz İtalya, Türklere vize uygulamıyordu ve Milano, Venedik üzerinden İtalya Alplerinde bir kasaba/kent olan Bolzano’ya kadar seyahat etmiştim. İş olarak babamın verdiği ödevi başaramamış olsam bile, babamın beni 18 yaşımda yalnız başıma yurtdışına göndermesinin ardında yatan asıl motivasyonun kendi ayaklarım üzerinde durma konusunda beni cesaretlendirme planı olduğunu ancak yıllar sonra idrak edebildim.
 
Yine geçmişi düşünürseniz, hiç seyahatle ilgili çılgınlıklar, ‘olmaz’ denilen bir şeyler yaptınız mı? (interrail, otostop, çok az parayla herhangi bir seyahat…)
 
Gençliğimin verdiği cesaretle yaptığım çılgınlıkların başında, henüz 21 yaşındayken atıldığım rehberlik macerasını sayabilirim. Gazeteci olarak çalıştığım dönemde bir-iki yıllık iznimi yabancı turistlere Anadolu’da tur rehberliği yaparak değerlendirmeyi ve Türkiye’yi karış karış gezerek bu yolla tanımayı seçmiştim. Aynı zamanda bu sayede hiç parasız olarak çıktığım seyahatlerden para kazanarak dönebiliyordum. Bu turlardan bir tanesinde, 1991 yılında bir otobüs dolusu İsrailli turiste Van’dan başlayarak, Doğu Bayazıt, Ağrı, Kars, Erzurum, Artvin rotasından Karadeniz, İç Anadolu, Akdeniz ve Ege’ye ulaşan bir turda rehberlik etiştim. Terörün yeni yeni baş gösterdiği o dönemde, Doğu illerimizde şehirlerarası yollarda seyahat ederken jandarma eskortu almayı güvenlik açısından doğru bulmuş ve maceracı ruhuma rağmen, sorumluluğumdaki insanlarının güvenliğini sağlamanın gerekliliğini en ücra kılcal damarlarıma kadar hissetmiştim. Uçsuz bucaksız çorak bir coğrafyada otobüsümüzle ilerlerken, tepelerin ardından herhangi bir saldırı tehdidinin gelip gelmeyeceğini kestirebilmek amacıyla uzun saatler boyunca gözlerimi hiçliğe diktiğimi çok net hatırlıyorum.
Abu Dabi’ye daha önce yaptığınız seyahatlerden bahsedebilir misiniz? 
 
Abu Dabi’ye ilk kez Şubat 2011 yılında Vodafone ve Mercedes-Benz’in sponsor olduğu ve dünyanın en iyi sporcularını ödüllendirdiği Laureus İyilik için Spor Ödülleri vesilesiyle gittim. Açıkçası daha önce çok kısa da olsa Dubai’yi ziyaret etmiş ve şehri tasvir edilenin aksine hiç etkileyici bulmamıştım. Dubai fazla suni ve dev bir inşaat sahası gibi gelmişti bana. Abu Dabi ise Birleşik Arap Emirlikleri’nin başkenti olmasından gerek dünyanın neresine giderseniz gidin kraliyet başkentlerinin sahip olduğu aristokrat bir havaya sahipti. Bu nedenle daha düzenli ve özenli bir yaşamın burada sürdüğü havasını veriyordu.
 
Abu Dabi’ye ikinci gidişim ise yine bir iş vesilesiyle Ocak 2012 tarihinde Dünya Geleceğin Enerjisi Zirvesi ve Fuarı’nda sürdürülebilir enerji alanında dünyanın öncü şirketlerinden Schneider Electric’in çalışmalarını izlemek amacını taşıyordu. Abu Dabi’nin bu kenti ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni dünya sanat haritasına sokacak ve sanat elitizminin en üst sıralarına taşıyacak hummalı (hurmalı değil) çalışmalarından bu seyahatim sırasında haberim oldu.
 
Ve bu seyahatim sonrasında özellikle Şubat-Mart-Nisan aylarında, Abu Dabi’ye turistik bir tatile gelebileceğim fikrini edindim.
 
Abu Dabi’ye giderken aklınızda hangi soru işaretleri vardı, beklentileriniz nelerdi? (eğer bu güzergaha ilk seyahatiniz değilse, daha önceki izlenimlerinizden bahsedebilirsiniz ve bu sefer gidişinizde hangi beklentilerle gittiğinizi yazabilirsiniz.)
 
Söylediğim gibi Abu Dabi’ye Dubai’den edindiğim “dev şantiye kent” ön yargısı ile gittim. Körfez bölgesine ilk uzun seyahatim olacağı için çok büyük bir beklentim yoktu. Özellikle de modern sanat düşkünü bir kişi olarak bu alanda herhangi bir eserle karşılaşacağıma dair en ufak bir hayal kırıntısı bile taşımıyordum zihnimde. Öte yandan İslami yaşam şartlarının ve çöl iklimi ve coğrafyasının gündelik yaşamı nasıl etkilediğine dair bir gözlem yapma fırsatı sunacağı için Abu Dabi seyahatim beni diğer seyahatlerimden biraz daha heyecanlandırmıştı itiraf etmem gerekirse.
Bu noktaya ulaşımınızı nasıl sağladınız? Sizce bu seçilmesi gereken en iyi ve konforlu yol mu, yoksa farklı seçenekler de var mı?
 
İlk seyahatimde THY ile İstanbul’dan Dubai’ye uçtuk ve Dubai’den karayolundan 1,5 kadar saatlik bir yolculukla Abu Dabi’ye ulaştık. İkinci yolculuğumda ise ETHIAD ile 4.5 saatlik bir uçuşla Abu Dabi’ye direkt olarak indik. Tabii ki eğer Dubai bağlantılı bir seyahat yapmıyorsanız, yani Dubai’de zaman geçirmeyecekseniz ve çölde otomobil yolculuğu özel ilgi alanınıza girmiyorsa, direkt olarak Abu Dabi’ye uçmak daha avantajlı.
 
Yeni sanat merkezini anlatmadan önce, Abu Dabi’yle ilgili genel izlenimlerinizden bahsedebilir misiniz? insanları nasıl? Sokaklar nasıl? Alışveriş durumu? Neler yenilip içilebilir, bizim damak zevkimize uygun mu? Şehirde ulaşım nasıl sağlanıyor? Konaklama nasıl? (bunlar hakkında detaylı izlenimler çok önemli)
 
Abu Dabi ile genel izlenimim, son derece düz ve düzenli bir şehir olduğu. Dubai’de olduğu gibi dünyanın gelişmiş ülkeler ve şehirler liginde kendini üst sıralara çıkarmak için insanoğlunun doğaya karşı mimari bir mücadeleye girmiş olduğu hemen göze çarpıyor. Mimaride sınırları zorlayan, insanoğlunun doğaya hükmetme dürtüsüne hizmet eden dünyadaki tüm iddialı yapıların %50’den fazlası bu coğrafyada sanırım. İddialı gökdelenlerin ve çeliğin en garip formlarına girdiği modern yapıların arasında kente hakim Arap mimarisinin görkemli neo-klasik örnekleri arasında kabul edilen iki büyük binayı sayabiliriz. Bunlar, Emir’in yaşadığı ve aynı zamanda Sex and the City II filminin çekildiği Kempinski Oteli’nin de içinde yer aldığı Emirlik Sarayı (Emirates Palace) ve dünyanın en büyük camileri sıralamasında 11. sırada gözüken Şeyh Zayed Ulu Camii (Shkeih Zayed Grand Mosque). Bu iki heybetli ve gösterişli yapının şehrin hemen her noktasından görülebildiğini söyleyebilirim.
 
Abu Dhabi, merkezi, sahil şeridi ve yeni gelişen Saadiyat Adası bölgesi ile son derece modern bir kent havası görünümü çizerken, şehrin hemen dış semtlerinde çölün zorlu ve fakir koşullarının hüküm sürdüğü mahallelerin hüküm sürdüğünü belirtmek lazım. Bu kadar büyük bir zenginliğin, bu kadar küçük bir nufüsa bile eşit dağıltılmadığı bir dünyayı bu laboratuvar ortamında bile görmek “uyandırma zili” etkisi yapıyor insanda. Buna bir de Uzakdoğu’dan inşaatlarda çalıştırılmak üzere getirilen Asyalı işçilerin, modern köle düzenindeki yaşamları eklendiğinde, vitrindeki parıltının ne kadar da yapay olduğunu hatırlıyor insan.
 
Alışverişte ise iki uç mevcut. Bir uçta, insanları çöl sıcağından kurtarmak ve oyalamak amacıyla inşa edilen son derece modern ve lüks alışveriş merkezleri, diğer uçta ise bizim Kapalıçarşı ve Tahtakale mantığında yapılanmış ve işleyen geleneksel pazaryerleri, yani Arapça dilinde “souk”lar. Şehirde 4 adet kayda değer “Souk” yani geleneksel pazaryeri görülmeye değer bulunuyor. Bunlar; Abu Dhabi Limanı’nın hemen yanıbaşındaki Balık Pazarı, onun hemen karşısındaki Sebze ve Meyve Pazarı, yemeni, el ve makine halılarının boy gösterdiği Halı Pazarı ve elektronikten tekstile her türlü ihtiyacın giderilebileceği Merkez ya da Eski Pazar. Ben sadece Eski Pazar’da biraz dolanma fırsatı buldum ve itiraf edeyim Kapalıçarşı’dan sonra bana son derece yavan bir deneyim geldiğini itiraf etmeliyim. Modern AVM’ler içinde ise en çok tavsiye edileni olan Marina Mall’u ziyaretimde ise kendimi biraz daha “güncel” hissedebildim. Tabii Marina Mall’un tüm dış yüzeyinin Emir ve Şeyhlerin dev fotoğraflarıyla kaplanmış olmasını garipsemiş olduğumu belirtmeme gerek yok.
 
Yeni sanat merkezi şehrin herhangi bir ziyaretçisi için neden önemli? İnsanlar buraya neden gitmeli?
 
Yeni sanat merkezi, Abu Dhabi ana karasına 500 metre uzaklıkta aslen bir ada olan Saadiyat Adası’nda halen inşası süren belki de modern dünyanın sanat alanında en iddialı ve ihtiraslı projelerinden biri. Saadiyat Kültürel Merkezi olarak adlandırılan geniş alanda Paris’teki Louvre Müzesi ile New York’taki Guggenheim Müzesi’nin yanısıra Zayed Ulusal Müzesi yer alacak. Louvre Müzesi’nin 2015’te, Zayed Ulusal Müzesi’nin 2016’da ve Guggenheim Müzesi’nin ise 2017’de ziyarete açılması bekleniyor. 27 milyar dolar toplam maliyeti olduğu tahmin edilen proje, Abu Dabi’yi çağdaş sanat endüstrisinin en önemli merkezi haline getirecek. Bu proje için sadece Louvre Müzesi’nin isim lisans hakkı için Abu Dabi Hükümeti, Fransa Hükümeti’ne 525 milyon dolar ödemiş. Saadiyat Kültürel Merkezi’nin bünyesinde aynı zamanda 9 adet 5 yıldızlı otel, çok sayıda konut ve rezidans ile bir golf kulübünün yer alması planlanmış. 2007 yılında duyurulan projede, 2012 yılına gelindiğinde İstanbul Modern benzeri önemli çağdaş sanat müze ve galerileri tamamlanarak açılmıştı. Bunların en etkileyicisi olan Manarat Al Saadiyat Kültür ve Sanat Merkezi’ni (www.saadiyatculturaldistrict.ae/en/manarat-al-saadiyat/overview/) gezme fırsatı bulmuş ve 4 galerisinde sergilenen modern Arap sanatının çağdaş eserlerini tanımak ve izlemekten büyük keyif almıştım. Manarat Al Saadiyat’ın sözlük anlamının tam olarak “Aydınlanma Yeri” olduğunu öğrendiğimde, Arap Yarımadası’ndan yükselen ve giderek global sanat haritasında kendine daha fazla yer açan Arap sanatının bu aydınlanmada ne kadar büyük bir rol oynadığını da hızla kavrama imkanım oldu. Genç ve yükselen bazı sanatçıların bizzat Emir ve Kraliyet ailesi tarafında desteklendiğini görünce, bölgenin “petrol zengini bedevi kültürü” algısını hızla değiştirme konusunda önemli bir stratejinin çok ciddi olarak uygulamaya konduğundan emin oldum açıkçası. Yine dünyanın en önemli sokak sanatçıları listesinin başında gösterilen Fransız JR ve projesi “Inside Out” (http://www.insideoutproject.net) ile tanışmamı da yine Manarat Al Saadiyat ziyaretime borçluyum. Dünyanın en prestijli “Aydınlanma” ödüllerinden TED Prize sahibi bu anarşist ruhlu Fransız, sokaktan her geçenin gönüllü olarak yüz fotoğraflarını çekerek tüm bir şehri yüz ifadelerinin birleşiminden oluşan koca bir tuvale dönüştürüyor. Benim Abu Dabi ziyaretime rastlayan dönemde projenin Abu Dabi ayağı tüm hızıyla sürüyor ve Manarat Al Saadiyat’ı ziyaret edenler dilerse bir fotoğraf kabinine girerek kendi yüz fotoğraflarıyla projeye dahil olabiliyorlardı. Ben de seve seve bu “İnsan Sanatı” projesine yüzümü verdim.
 
Abu Dabi’ye bugün yolu düşen herkesin mutlaka Saadiyat Adası’na giderek geleceğin dünyasında sanatı şekillendirmeye aday birkaç merkezden biri olacak bu dev projeyi solumasını ve Manarat Al Saadiyat Kültür ve Sanat Merkezi’ni ziyaret etmelerini mutlak suretle öneririm. Örneğin geçtiğimiz Nisan-Ağustos ayları arasında Abu Dabi’ye gitmiş olsaydım, Abu Dabi’nin Louvre Müzesi’nden satın aldığı koleksiyonun seçili eserlerini yine Manarat Al Saadiyat’ta düzenlenen “Birth of a Museum – Bir Müzenin Doğuşu” adlı sergide görebilirdim.
 
Yeni sanat merkezini görmeden önce burasıyla ilgili neler duymuştunuz? Bu duyduklarınız gittiğinizde gerçeğe dönüştü mü, yoksa abartılar var mıydı?
 
Açıkçası Abu Dabi’ye iş seyahatimin kesinleşmesine kadar bu şehirdeki yeni sanat akımının yeşermesi ve hatta dünya sanat haritasını değiştirmeye aday olduğu hakkında hiçbir bilgi sahibi değildim. Ancak gittiğim her şehirde mutlaka en az bir modern sanat müzesi ya da galerisi gezmek gibi bir alışkanlığım oluştuğundan, Abu Dabi’ye gitmeden önce yaptığım masaüstü araştırmada bu bilgilere ulaşmam zor olmadı. Projenin iddiasını okudukça ve bilgilerimi derinleştirdikçe, kısmen tamamlanmış olsa bile bu merkezi gezme arzusu tarih yaklaştıkça bir ihtirasa dönüştü bende. Dolayısıyla neredeyse sıfır beklentiyle yaptığım Abu Dabi’deki bu sanat çıkartmasından büyük bir hayranlık ve doygunluk duygusuyla ayrıldım. Abu Dabi Louvre Müzesi’nin açılmasıyla birlikte 2016’da sadece sanat temalı bir seyahat yapmayı kesinlikle arzuluyorum.
En başa dönelim, buraya ulaşımınızı nasıl sağladınız? Şehrin kolay bir noktasında mı?
 
Saadiyat Adası’na geniş yollarda şehir merkezinden karadan 20 dakikalık bir yolculukla ulaşmak mümkün. Bunun dışında deniz yolunu kullanarak tekne ile de ulaşım sağlanabilir.
 
Yapısal olarak nasıl bir alan bekliyor ziyaretçileri? Burası sadece sanata mı ayrılmış, yoksa şehrin doğal akışının içine mi yerleştirilmiş. Yani mesela evler ya da alışveriş merkezleri de mi var?
 
Bu soruya da yukarıda ayrıntılı cevap verdim. Ancak ekleme yapmam gerekirse Saadiyat Adası, Kültür ve Sanat Merkezi olmasının yanısıra, önemli bir lüks turizm merkezi ve 145 bin kişinin yaşayacağı bir yaşam merkezi olacak. Ben ziyaret ettiğimde 5 yıldızlı otel projelerinin çoğu tamamlanmıştı. Ben bu oteller arasından Park Hyatt Abu Dhabi’yi (http://www.abudhabi.park.hyatt.com/) ziyaret etmeyi tercih ettim ve çok etkilendim. Otelde kalmasam bile okyanus kıyısındaki otelin harika İtalyan restoranında, çok lezzetli bir İtalyan yemeği yedim. Louvre Müzesi için gittiğimde mutlaka bu otelde kalmayı hayal ediyorum. Bu ziyaretimde sloganım ise “Deniz, Kum ve Sanat” olacak.
 
Burayı ne kadar zamanda gezdiniz?
 
Bu bölgeye yarım gün ayırmak yeterli. Ancak tüm müzeler açıldığında sanırım adadaki tüm sanat içeriğini görmek ve hazmetmek için en az 2 ya da 3 gün gerekecek.
 
Sanat merkezinin dışında şehirde vakit geçirmek için neler yapılabilir?
 
Sanat merkezinin dışında mutlaka Emirates Palace’a uğramak ve buradaki ihtişamı yerinde görmek gerek. Emirates Palace içindeki Kempinski Otel’de kalmıyorsanız bile örneğin devasa sarayın içinde yer alan Hakkasan’da Uzakdoğu mutfağının harika lezzetlerini tadabilirsiniz. Sarayın özellikle dış mekanları kendinizi “1001 Gece Masalları”nın setinde hissetmenizi sağlayacaktır.
 
Gece mutlaka Corniche adı verilen sahil şeridinde yaya ya da otomobille gezerek, şehrin ışıklarla bezeli siluetini izlemenizi öneririm. Özellikle Marina bölgesinden şehir gece ışıklarıyla büyülü gözüküyor.
 
Bunun dışında yine şehirdeki birçok 5 yıldızlı otelin gece kulüplerinde, belki Londra ya da New York’ta bile bulamayacağınız renkli bir gece hayatı mevcut. Hangi kulüplerin en işlek ve canlı olduğunu kısa bir soruşturmayla tespit edebilirsiniz. Önemli bir not: Alkollü içkiler sadece otellerde tüketilebiliyor ve sadece yabancılar tarafından tüketiliyor. Sokakta içki içmek ve içkili araba kullanmak yakalandığınız takdirde yabancı olsanız bile şeriat yasalarıyla yargılanmanıza neden olabilir.
 
Balık Pazarı’nı ziyaret etmek enteresan olabilir.
 
Mutlaka Şeyh Zayed Ulu Camii gezilmeli. Hem dış mimarisi hem de iç mimarisi ile benim bugüne kadar gördüğüm İslami sanatın en etkileyici eserlerinden birisi.
 
Ferrari tarafından açılan tema park Ferrari World gerçekten çok etkileyici. Ayrıca şehrin 200 adasından biri olan Yas Adası’ndaki Marina ve otel kompleksi görülmeye değer. Aynı zamanda Abu Dabi Formula 1 yarışının pisti üzerinde yer alan Yas Marina’daki Cipriani bence dünyanın en büyüleyici restoranlarından birisi. Yine adada inşa edilen Yas Waterworld (Su Dünyası) çocuklar ve ebeveynler ile çocuk ruhlu gezginler için eğlencenin zirve yapacağı bir tema park deneyimi vaat ediyor.
 
Bir de tabii ki kamp, safari, kum sörfü, vb. çölde yapacağınız her aktivite, bambaşka bir deneyimle seyahat ve keşfetme iştahınızı doyuracaktır.
 
Bu arada Abu Dabi resmi tanıtım sitesi http://visitabudhabi.ae tüm bu bilgiler için çok doyurucu bir kaynak olma özelliğini taşıyor.
 
Ercüment Şener’le Kısa Kısa… 
 
En sevdiğiniz beş şehir (yerli yabancı fark etmez): İstanbul, Barcelona, Alaçatı, Roma, Siena
 
Seyahate hangi ulaşım aracıyla gidersiniz? Farklı ülkelere ulaşım için uçak (özellikle Türk Hava Yolları tercihim), ülke içinde dolaşırken otomobil.
 
Seyahatte ne yer ne içersiniz? Mümkün olduğunca ülkenin ya da bölgenin mutfağına özel yerel yemekler.
 
Seyahatte nerede kalırsınız? Mümkünse şehir dışında kır otellerinde. Şehirde ise genellikle butik otellerde.
 
Kiminle seyahat edersiniz? Genellikle ailem ve aile dostlarımız ve aileleriyle
 
Seyahatten neler alırsınız? Mutlaka ülkeye ve bölgeye has şarap, zeytinyağı, peynir ve şarküteri ürünleri.
 
Seyahatte ne okursunuz? Monocle ve Wired dergileri vazgeçilmezlerim. Bazen Wallpaper ve Fast Company dergileri de bu ikiliye ekleniyor.
 
Seyahat çantanızın vazgeçilmezleri neler? Ipad, müzik dinlemek için kulaklık, ipadimde yüklü olan gideceğim yere ait yaptığım araştırma dokümanları, rehber kitap ve kaynakçalar, midemi zorlayan yemeklere karşı mide ilacı ve Alka Seltzer.
Tarih (GG/AA/YYYY) : 15.02.2012 Gönder data1 | Tüm Hakları Saklıdır